Dava ne hakkındaydı?
Dava, Afganistan vatandaşı bir kişiyle ilgiliydi. Bu kişi, 2015 yılında sığınma başvurusunda bulunmuştu. Sığınma süreci boyunca, geçici ikamet izniyle Almanya’da kalmasına izin verilmişti.
Almanya’da başarılı biriltica sürecinin sonunda, süreli oturma izni verilir. Başvuru sahiplerine aşağıdaki dört oturma izninden biri verilir:
- İltica hakkı (İkamet Kanunu’nun 25. maddesinin 1. fıkrası)
- Mülteci statüsü (İkamet Kanunu’nun 25. maddesinin 2. fıkrasının 1. alternatifi)
- İkincil Koruma (İkamet Kanunu’nun 25. maddesinin 2. fıkrasının 2. alternatifi)
- Ulusal sınır dışı etme yasağı (Konut Yasası, Madde 25, Paragraf 3)
Söz konusu erkeğin durumunda ulusal sınır dışı edilme yasağı tespit edildi. Bunun üzerine, Şubat 2021’de İkamet Kanunu’nun (AufenthG) 25. maddesinin 3. fıkrası uyarınca bir ikamet izni aldı. Ayrıca Şubat 2024’ten itibaren bir yerleşim iznine de sahipti.
O, Ekim 2023’te Alman vatandaşlığı için başvuruda bulunmuştu. Vatandaşlık makamı başlangıçta başvurusu hakkında karar vermediği için, o bir ihmal davası açtı.
Bu süreçte özellikle bir soru belirleyiciydi: Adam, vatandaşlık için gerekli olan beş yıllık ikamet süresini ne zamandan beri yerine getiriyordu? Ve iltica sürecinde geçirilen süre, vatandaşlık için bu süreye dahil edilebilir mi?
Vatandaşlık için hangi ikamet süreleri dikkate alınır?
StAG’nin 10. maddesine göre vatandaşlığa kabul edilebilmek için, diğer şartların yanı sıra Almanya’da en az beş yıl ikamet etmiş olmak gereklidir. Bunun için birkaç koşulun bir arada olması gerekir: Başvuru sahiplerinin Almanya’da olağan ikametgahı bulunmalı ve bu ikamet yasal olmalıdır.
Bunun anlamı şudur: Almanya’da birkaç yıl yaşamış olmak yeterli değildir. Bu süre zarfında kişinin hangi ikamet statüsüne sahip olduğu da belirleyicidir.
Temel olarak, aşağıdaki ikamet izinlerine sahip olarak geçirilen süreler vatandaşlık başvurusu değerlendirmesinde dikkate alınır:
- Yerleşim İzni (Kalış Kanunu, Madde 9)
- AB’de Sürekli İkamet İzni (İkamet Kanunu, Madde 9a)
- AB Mavi Kartı (İkamet Kanunu’nun 18g. maddesi)
- Çalışma amacıyla ikamet (İkamet Kanunu Madde 18a/b/d) veya serbest meslek sahipleri (İkamet Kanunu Madde 21))
- Aile birleşimi için ikamet izni (İkamet Kanunu’nun 28, 30, 32, 34 ve 36. maddeleri)
- İnsani nedenlere dayalı ikamet izni (İkamet Kanunu’nun 25. maddesinin 1. fıkrası, 25. maddesinin 2. fıkrasının 1. alternatifi, 25. maddesinin 2. fıkrasının 2. alternatifi, 25. maddesinin 3. fıkrası)
İltica süreci süresince özel kurallar geçerlidir. İltica başvurusunda bulunan kişiler, süreç devam ederken geçici ikamet iznine sahiptir. Bu sürenin daha sonra vatandaşlığa kabul sürecinde dikkate alınıp alınmayacağı, iltica sürecinin nasıl sonuçlandığına bağlıdır.
İltica Kanunu’nun (AsylG) 55. maddesinin 3. fıkrasına göre: İltica sürecinde geçen süreler, kişinin daha sonra iltica hakkı sahibi olarak tanınması veya mülteci statüsü ya da ikincil koruma alması durumunda vatandaşlığa kabul için dikkate alınabilir. Bu, iltica sürecinde geçen sürenin, vatandaşlığa kabul için gerekli ikamet süresine sayılacağı anlamına gelir.
Ulusal sınır dışı etme yasağı söz konusu olduğunda durum farklıdır. Bu durumda, iltica sürecinde geçen süreler vatandaşlık için dikkate alınmaz.
Bu şu anlama geliyor:
- İltica hakkı (İkamet Kanunu’nun 25. maddesinin 1. fıkrası) → İltica sürecinde geçirilen süre, vatandaşlık için yasal ikamet süresi olarak kabul edilir
- Mülteci statüsü (İkamet Kanunu’nun 25. maddesinin 2. fıkrasının 1. alternatifi) → İltica sürecinin süresi, vatandaşlığa kabul için yasal ikamet süresi olarak kabul edilir
- İkincil koruma (İkamet Kanunu’nun 25. maddesinin 2. fıkrasının 2. alternatifi) → İltica sürecinin süresi, vatandaşlığa kabul için yasal ikamet süresi olarak kabul edilir
- Ulusal sınır dışı etme yasağı (İkamet Kanunu’nun 25. maddesinin 3. fıkrası) → İltica sürecinin süresi, vatandaşlık için yasal ikamet süresi olarak KABUL EDİLMEZ
Mahkeme nasıl karar verdi?
Baden-Württemberg İdare Mahkemesi bu ayrımı onayladı. Mahkeme şu kararı verdi: Bu kişinin durumunda, sığınma sürecinde geçen süre, vatandaşlığa kabul için gerekli ikamet süresine dahil edilemezdi.
Nedeni: Bu kişi, sığınma sürecinin sonunda ne mülteci statüsü ne de ikincil koruma ne de sığınma hakkı sahibi olarak kabul edilmişti. Kendisi için yalnızca ulusal sınır dışı edilme yasağı tespit edilmişti.
Bunun anlamı şudur: Davacı için vatandaşlığa kabul açısından belirleyici olan ikamet süresi, sığınma başvurusu yapıldığı tarihte (2015 yılında) değil, ulusal sınır dışı edilme yasağının kendisi için kabul edildiği Şubat 2021’de başlamıştır. Dolayısıyla, bu kişi gerekli olan beş yıllık ikamet süresini ancak Şubat 2026’da tamamlamıştır.
Davacı, Şubat 2026’da gerekli ikamet süresini doldurduktan sonra, vatandaşlığa kabul dairesi başvuruyu işleme almaya devam etti. Davacı, nihayet Mayıs 2026’da Alman pasaportunu aldı.
Vatandaşlık başvurusunda bulunmadan önce, birçok ilgili taraf için gelir sorusu ortaya çıkar. Kesin bir gereklilik var mı ve bilgi verirken tam olarak nelere dikkat etmeniz gerekiyor? Bu blog makalesi, gelir söz konusu olduğunda hangi kriterlerin önemli olduğuna ve gelir miktarının neden önemli olduğuna dair genel bir...
Sonuç: Vatandaşlık için her sığınma süresi dikkate alınmaz
Baden-Württemberg İdare Mahkemesi’nin kararı, vatandaşlık için ikamet süresinin hesaplanmasında, bir kişinin Almanya’da ne kadar süredir yaşadığı tek başına belirleyici olmadığını göstermektedir. İkamet statüsü de aynı derecede önemlidir.
Daha önceki sığınma işlemlerinde, bir kişinin nihayetinde hangi koruma statüsünü elde ettiği de önemlidir. Bir kişi sığınma hakkına sahip olarak kabul edilirse veya mülteci statüsü ya da ikincil koruma alırsa, sığınma sürecinde geçen süreler vatandaşlığa kabul için hesaba katılabilir.
Ancak sığınma süreci ulusal sınır dışı etme yasağıyla sonuçlanırsa, sığınma sürecinde geçen süre vatandaşlık için dikkate alınmaz. Bu durum, ilgili kişiler için, Almanya’da uzun yıllardır yaşıyor olsalar da vatandaşlık için gerekli ikamet süresini ancak daha sonra tamamlayabilecekleri anlamına gelebilir.